Kavranması en güç şeylerden biridir zaman. Son derece değişkendir, akışkandır, bazen de yoğun bir sis kadar durgundur zaman. Uzak bir ülkede sevdiklerinize kavuşmayı bekliyorsanız geçmek bilmez, mutlu ve tasasız yaşıyorsanız uçarak, koşarak geçer yanınızdan. Zaman upuzun sonsuz bir yoldur, sizin yürüyebildiğiniz ise birkaç adımdır sadece… O geçmişin sonsuzluğundan, geleceğin sonsuzluğuna uzanır.

Oysa siz ufacıksınız, siz miniciksiniz, siz kimsiniz? Zaman kalabalık bir halktır, karmaşıktır; katledilmiş onca insan, yaşanmış onca savaş, yıkılmış onca krallık, toplanmış onca ürün, el değiştirip dünyayı dolaşan onca para, yazılmış onca kitap, içlerinde hayatın yanıp söndüğü onca şehir, kırılmış onca kalp, şerefe kaldırılmış onca kadeh, birbirindenfarklı onca mezartaşı, dalgalan yara yara ilerleyen onca gemi, gökyüzüne uzanan onca ağaç, doğup batmış onca güneştir zaman, bizi kucaklar, rüzgarında dört bir yana savurur. Doğmuş onca bebek, gömülmüş veya yakılmış onca bedendir. Birbirini izleyen iki dakika hiç benzemez birbirine. Zaman bizi şaşırtır, kandırır, kendine bağlar. Onun değişkenliğinde dönenir dururuz biz; seslerimiz, görüntülerimiz, aşklarımız ve acılarımız evrenin karanlığına yükselip kaybolur. Acıklı bir çabadır bizimki, varolma çabasıdır.

Zaman önümüzde çatallaşır, binlerce farklı geleceğe doğru açılır. Bunların hangilerinde varoluruz,  hangilerinde yokoluruz, bilemeyiz. Zaman evrendeki tek labirenttir ve biz çıkış yolunu hiç bulamayız.Zaman bize yalnızlığımızı hatırlatır. Yıldızların altında, toprağın üstündeyiz ama zaman yüzünden belki de hiçbir yerdeyiz. Geçmişimiz gitgide uzaklaşan hatıralarla, geleceğimiz belirsiz seçeneklerle doludur ve biz sadece içinde bulunduğumuz anda varoluruz.
İster bilincinde olalım, ister olmayalım bu zavallı halimiz, bizi zamana sahip çıkmaya, onu kontrol altına almaya, kavramaya itmiştir. Tarih ilmi dediğimiz nedir ki? Eskiden olup bitenleri bilmek, geçmişi bir takım dönemlere ayırmak, ona isimler vermek, yorumlamak, tezler geliştirmek bizi rahatlatır. Böylece zamana hükmettiğimiz zannına kapılırız. Ünlü Fransız tarihçi Marc Bloch “Tarihçinin düşünceleri zaman ikliminin havasını özgürce solur” der.

Medyumluk, fal bakma gibi geleceği önceden tahmin etmeye yönelik faaliyetler de aynı endişenin bir ürünü değil midir? Sadece bugünde varolabilen insan, varoluşunun sınırlanın hem geriye hem ileriye doğru uzatabilmek için didinir durur.
Oysa zaman bütün bu çabalardan bağımsız, dörtnala sürdürür akışını. Rüzgarlı havalarda hızla yol alan bulutlarda hissedersiniz zamanı veya kirpiklerinizin bir hareketinde veya bardağa dökülen suyu izlerken.. Ama bunlar hiçbir şeyi değiştirmez hiçbir zaman, o geçmişin sonsuzluğundan, geleceğin sonsuzluğuna uzanır, oysa siz ufacıksınız, siz miniciksiniz, siz kimsiniz?