Karanlığı getirenler ve fotoğraf makinesi DarVakit Eylül 30, 2018 DARVAKİT ANLAR, DENEMELER, EDİTÖRDEN, MANŞET Yıllar evveldi. Bir kentin şehirler arası otobüs terminalinin kıyısında vedalaşmışlardı. Uğurlanan mahcuptu, uğurlayan onun mahcubiyetini bütün hücrelerinde hissediyordu. Eylül ayının sonu sayılırdı. Önce sımsıkı sarıldı uğurlayan. -“Sen tertemiz ayrılıyorsun. Bir gün mutlaka kesişecek yollarımız bu temizlik sayesinde. ” dedi. – Giden hiçbirşey diyemedi. Onca evin karanlığında verdiğim ve yerine getiremediğim sözler için..özür dilerim” den başka hiç bir söz çıkamadı ağzından. gözleri dolu dolu otobüsün kalkacağı perona ilerledi. Arkasından uğurlayan bir sigara yaktı. Rüzgar alıp götürürken ağzındaki dumanı, eylül esintisi yüzünün kıvrımlarından batıya olan yolculuğuna devam ediyordu. ……… En son o vakit görmüştü. Yıllarca haberleşememiş, sesini duymamış, görmemişti. Ama hep haberini alıyordu. Yeniden üniversiteye girdiğini, sonra mimar olduğunu, babasının hastalığı nedeniyle yeniden doğduğu topraklara Balıkesir’e döndüğünü hep biliyordu. Daha ilk çalışında telefonu açmazdı bakardı rehberinde kayıtlı mı ismi yazıyor mu diye bakardı . Bu seferinde isimsiz, kayıtsız bir telefon numarası telefonuna ses veriyordu. 3 kere çaldı. 4. çalışında onu açmaya iten hissin ne olduğunu hala bilmeden açtı. Alo kelimesinden hemen sonra sesi tanıdı. Ses onu yıllar öncesindeki bir şehirlerarası otobüs terminaline götürdü. Heyecanlandı. -Nasılsın abi… sorusuna bir ara yanıt veremedi. Normal kelimesi döküldü. Karşıdaki gülümsedi. Hala aynı yanıt. bu telefon görüşmesi uzunca sürdü. Kendi çok mutlu hissetti içinde bulunduğu 2018, eylül ayının ortasında. Ankaralı olanlar bilirler eylül ayı biraz zor geçer… Depresif bir zaman dilimidir. Zuhal Olcay Ezgisinde Ankara da aşık olmak zor iki gözüm derken bile cesaret edememiştir hele eylül de intiharın eşiğindeyken. Neyse bunlar elbette yaşama dair şeylerdi ve pek de önemi yoktu. Bu ses tutunacak ve eylülün belli bir dönemini ankara da geçirmemeyi vaad ediyordu. Evlenmiş, henüz 2 yaşındaki biricik oğlunu bırakıp nasıl gideceğini ve sonrasında döndüğündeki depremleri düşününce bu vaad hiçte cazip gelmedi. Heyecanını daha yaşayamadan telefonun ucundaki vaadi red etti. Fakat “abi ne olursun görüşelim. Lütfen” cümlesine mahkumiyetinde tamam dedi. 28 eylül de geleceğim dedi. 2018’i eylül’ün 28 bir bir şekliyle gidip gelmeliydi. …… Sabahın henüz 4’ü arabanın kontağını canı sıkkın çevirdi. Isınmasını beklemeden arabanın motorunun gaza bastı. Bütün yolu sadece 5 saat aldı ve balıkesirin kıyısına ulaşmıştı. Gözleri daha 30 lu yaşlarında bir köşeye bıraktığını gözleri karşısında gördüğünde bütün can sıkıntısı geçti bir anda. Karşısında Mimar ama aynı zamanda bir kaç işletmesi olan geçmişin delikanlısını gördü… Abi ne kadar buradasın dedi.. 3 saat seninleyim sonrasında yola çıkmalıyım dedi uğurlayan… abi hiç durmayalım Burhaniye gidelim. orasını hep sana benzetirim. Senin kullandığın kelimeler takıldı yıllarca aklıma. Onlardan birini hep senin kelimenle anarım. Burhaniye biraz mahcuptur, diğer tatil yerlerine göre dedi. Uğurlayan ve kişisel tarihi boyunca uğurlayan olan, coğrafyaların mahcubiyeti biraz insanların yaşadıkları ile ilgilidir. Deniz kenarında sevgilisi ile sereserpe, bir insan vücuduna dokunmanın ağırlığını ve dahi hissedilen duygunun ağırlığını bilmeden fotoğraf çektiren bir çifti göstererek bak onlar için hiç de mahcup değil Burhaniye… Bir insanın vücudunun sadece karanlıkta dokunduğunda yüreğinden başlayan ve tüm dünyayı yakacak bir duyguyu fotoğraf makinasının esaretinde neler yapılıyordu. İnanamadı uğurlayan, uğurlanan bir kez daha utanmıştı. Uzun uzun konuştular, ne çok özlemişler, ne çok tümcenin ardına yüklem koymadan devam ettiler. Sahili bekli yüz kere dolaştılar, çay içtiler, sigaralarının dumanları bu sefer aynı eylül rüzgarıyla yüzlerini yalayarak yine batıya göç ediyorlardı. En az o eylül rüzgarları gibi yurdun her coğrafyasında mülteci gibi göç ediyorlardı kendi yaşamlarında. Ayrılma zamanı gelip çatmıştı. Abi biz temiz yaşadık değil mi? diye sordu uğurlanan. Gözüne kaçan umuttan ve bir de sigara dumanından gözleri kısık cevapladı… Temiz yaşadık. Yoksa yan yana düşemezdik… Sevgili çift, çoktan kalkıp gitmişlerdi… Düzenin pisliğini eteklerine toplayarak Sonra bir kaç tümce döküldü ağzından… Biz gördüğümüzde konuşamadığımız, karanlığı geç eylemde yanlışlıkla kolumuz dokunsa koluna bin sene unutamadık yüreğimizdeki çırpınışı ve bu çırpınış fark edilecek diye vazgeçip o hissedişlerden kalkıp yüzlerce kilometre uzağa çalışma yapmaya gidenleriz. Eğer temizlik bu ise temiz yaşadık, temiz sevdik, temiz öldük, temiz direndik…. Şimdi bu denli gerçekle yüzleştiğimiz de hayatla, dağılmamız bundandır…. Victor Hugoydu sanırım sefiller kitabında “Ruhumuz karanlıkta kalırsa, günahlar çıkar ortaya. Suçlu, günahı işleyen değil; karanlığı getirendir.” Bu nedenle o sevgililerin karanlıklarında günahları olabilir lakin suçlu ne o fotoğraf makinesi, ne o fotoğraf makinesi tutan adam nede bedeninin kendisini bile bu kadar dokunmamışken fotoğraf makinesine poz veren özne de… Karanlığı getirenlerde… Uğurlanan ağzından abi hep böyle mi yaşayacaksın diyerek sustu… Uğurlayan acı da olsa yanıt veremedi… Arabaya doğru yürürken Eylül rüzgarının eşliğinde sigarasının dumanı gözüne kaçtı… Nereden bilebilirdi kaçanın sadece duman değil, Ankaranın eylül yalnızlığı olduğunu…. DarVAKİT Not: Fotoğrafı makinesini çeken adam, henüz dokunmamışken Turgut Uyar’ın Göğe Bakma Durağı’nı yalan yanlış okudu. Bu kulaklar 2018’in Eylül’ünde duydu bunları. Sırf bu anı göreceğini bilseydi yazdığı şiiri kitabına eklemezdi T. Uyar. Kahrından ölüyor insan her aklına geldiğinde okunsa devrimler yaratan satırların nelere mahkum edildiğini görünce, duyunca…yazık…