Bir tarih öylece göçüp gidiyor Ankara’dan. Ankara bir garip kalır mı? Kalıyor işte. Yaşanmışlıklarıyla, yaşanmamışlıklarıyla, yalanlarıyla, gerçekleriyle, kaldırım taşlarıyla, göz yaşlarıyla…., tüm yolculukların geri dönüş adresi olan Ankara öyle bir garip kalıyor. Ve onlarca yılı hiç burada geçirmemiş gibi denizin kendine çekilmesi gibi çekilip gidiyorsun. Sanki Ankara’nın apartmanlarındaki dairelerinde, kondulu gecelerinde bir hazırlık var. Ne var ne yok dağıtılan bir yaşamın dağıtılmaya değer görülmeyen ve yeni gelen ev sahibinin, kiracının atmasına terk edilen bir eşya gibi hissediyorum bir kaç zamandır kendimi. (08.03.2016)

Vazgeçsem olmuyor… Bir kaç adım sonrası ne olduğunu bilmediğim, bilemeyeceğim bir dağın patikasında gibiyim. Halbuki söylenen bu patikanın sarp, dolambaçlı olduğu… Fakat o dolambaçlı patikanın nereye gittiğinin bir anlamı yok muydu? Yoktu sanırım. Değersizleşen, değersizleştirdiğim bir zaman diliminin sonu gibi, evden dağıtılmaya…. evden atılmaya bile değer verilmeyip yeni gelenlerin iğrenerek bakılarak atıldığı bir eşya gibi hissediyorum kendimi bir zamandır. Halbuki A.Telli diyordu, “bataklıktaki suyunda bir su yanı vardır.” evet vardır su yanı.

Güven neydi; bilimsel açıklaması özetle Ebeveyin ve çocukları arasında ilk olarak hissedilen bir duygu zamanla anne, babayı aşarak ilişkide bulunduğun insanlara duyduğun duyguların toplamı, bunun dışında “Birine inanma ve bağlanma duygusu, itimat.” olarak da tanımlayanlar var. Halbuki güven insanın kendisi ile ilgili bir şey değil miydi? En azından ben öyle hissediyorum. İnsan önce duygularına güvenir, kendi sevgisine, kendi aşkına, kendi iradesine…. ama en nihayetinde son tarihimin son çeyreğine damga vuran yaptıklarım yüzünden çok sevdiğim insan, sen tarafından güvensiz ilan edilmem oldu. 

devam edecek