Çok uzun zamandır aklımdaydı kendime bir hediye almak. Zamanının çoğunu bilgisayar başında geçiren birinin hediyesi kadar makbul bir hediye belirlemiştim. Bir klavye, bir mause… uzun zamandır düşünüp, araştırıp karar vermiştim. Bilmem kaç sene kullandığım bilgisayarının klavye takımının altından bir ışık hüzmesi gecesini aydınlattı. Kaç kere bozulan bilgisayarını yaptırırken hep aklının bir köşesinde klavyenin altında sızan ışık özelliğine bir şey olmasın iç geçirişleri. O nedenledir ki kendime alacağım hediyedeki klavyenin tuşlarının altından ışık sızacaktı…

Hep acayip bir özellikti ve elbette her klavyede olmayan bir özellikti. Bu özellikte onu pahalı kılıyordu. Karar vermiştim vermesine ama bir türlü elim sepete ekle butonuna gidemiyordu. Bu gelgitler arasında bir dönem emek verdiğim, koşturduğum gecelerini sabahın ilk ışıklarıyla karşıladığı kurumda ziyarete gitmiştim. Taşınıyorlardı. Bir adresten bir başka adrese göçüyorlardı. Yardım edebileceğim şeylerin peşine düşmüştüm. Alel acele neyin ucundan tutarım telaşıydı. Hayırsız bir yaşamdan damıtılan billur bir andı. Gözüme bir süre önce alınan ve belki çok az kullanılan klavye takıldı. Pek güzel görünüyordu. İstemsizce sordum;
– Bu klavye kullanılıyor mu? diye
– Yok kullanılmıyor.

cevabıyla ağzımdan döküldü, dökülmez olacası o tümceler. Ben çalıştırabilirsem kullanabilir miyim?

– Elbette cevabıyla, dünyalar benim olmuştu. Çok uzun zamandır düşündüğüm alıp – almamak arasında düşlere daldığım ve o düşlerden gerçekliğimle uyandığım bir anı arkamda bırakıyordum.

Çantama tam sığdı, fermuarının kapanmasından anlıyordum. Ağırdı ve ağırlığının verdiği umutla tuşlarının altında ışık var mı? sorusu aklımı başımdan alıyordu. Bilmem kaç koliyi bantladım saymadım. Bir an evvel payıma düşen işi bitirip, klavye ile baş başa kalmak istiyordum. Hele bir de mause çıksa diye de baktım.

O günün payına düşen işleri güçleri bitirdiğimizde cesaretimi toparlayıp sorabilmiştim. Klavyenin mause varmı diye.

evet var ama istanbul temsilciliğimizde ama kullanılmıyor. İsteyelim göndersinler cevabıyla, kalbim gümbür gümbür atmaya başlamıştı.

Gecesinde klavyeyi çalıştırabilmiştim. O geceyi klavyenin ışıkları olmadığı hayal kırıklığı ile bitirmek üzereyken, ışıkların yetersiz geldiği bir anda klavyenin altından ışığının sızdığını gördüm. O an ki heyecanımı anlatamam…

Klavye ışık sensörlüymüş 🙂 tuşlarının ışıkları yanmıştı.

Bu mutlu olma hali bir başka büyük bekleyişe gebeydi. Klavye böyleyse kimbilir mause nasıldır. Kullandığım mause yaklaşık 5 yıldır kullanıyordum. Terk etmeye hazırdım.

Belki de tüm yaşamımın yüzsüzlüğünü klavyede kullanmıştım. O nedenlidir ki mause hiç soramadım. İstediniz mi? diye bir ara lafı geçti, Arkadaşların kargoya vermesine gerek yok zaten bir toplantı olacak İstanbul’dan da gelecek arkadaşlar olacak. Arkadaşlardan isteriz, yanlarında getirirler.

O toplantı oldu, yoğunluktan istemeği unutuldu diye düşündüm. Bir umut bir sonra ki toplantıyı hayal etmeye başladım. O toplantı da geçti…

Çalıştığım eski kuruma uğradığım bir günün akşamı evde otururken, kuruma dair sohbet ederken öğrendim bir temsilcilikteki internet sorununu. Demeyin internet sorunu bu hikayenin neresine denk düşer diye… O an ayrımsadım… 3 aydır kullandığım mobil internetin o kuruma ait olduğunu. o günün ertesiydi mobil interneti teslim etmeye gittiğim.

…kurumların ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarıma devşirdiğimin farkına varmamla, içimdeki yaşamla, ihtiyaçlarla ve mülkiyet ilişkisinde vazgeçmeliydim… tuşları altından sızan ışıktan.

İnsanların mülkle kurdukları ilişki belirliyordu huzurun, mutluluğun kıymetini şu 3 günlük dünyada.

Belki de mesele klavyenin altından sızan ışık değildi; mesele, insanın içinden sızan gölgeydi. Karl Marx bir yerde, insanın ürettiği şeylerin dönüp ona hükmettiğini söyler; biz eşyayı ediniriz sanırken, eşya bizi edinir. Diyalektik tam da burada başlar: Arzu ile ihtiyaç çatışır, sahip olmakla özgür olmak karşı karşıya gelir. Bir tuşun altındaki ışık, emeğin ve niyetin berraklığıyla aydınlanmadıkça yalnızca bir yansımadır. Ve insan, en çok vazgeçebildiği kadar zengindir. Çünkü mülkiyetin zinciri ince bir iptir; kopardığında elinde kalan şey, karanlıkta bile yolunu bulabilen vicdandır.